Dünya’da ilk para burada basıldı
“Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer” KROİSOS
Antik çağlarda Lydia olarak anılan ve kuzeyde Gediz Nehri, güneyde Küçük Menderes Nehri ile sınırlı, batıda İonia ile komşu ve doğuda Kızılırmak yayına kadar uzanan bölgenin başkentidir Sardes.
Sardes’te yapılan kazılar buranın tarihinin M.Ö.3. binlere kadar gittiğini ortaya çıkarmıştır. Elde edilen buluntulara göre Sardes daha M.Ö. 1300 yıllarında Yunanistan’da yaşayan Akhalar ile temas halindeydiler. Burada bulunan çok miktarda Miken keramiği bunu göstermektedir.
Tarihçi Herodotos’a göre Lydia’da üç sülale hüküm sürmüştür; Atyatlar, Heraklitler ve Mermadlar.Atyatlar hakkında bilgimiz hemen hemen hiç yok fakat bilinen M.Ö. 1200 yıllarında Yunanistan kökenli Heraklitler (Heraklesoğulları) sülalesi burada hüküm sürmekte olduğudur( M.Ö. 1185-680). Bunlar muhtemelen Troya’yı tahrip ettikten sonra güneye inen Akha soyundan gelmekteydiler. Kazılarda bulunan keramikler buna işaret etmektedir.

Daha sonraları, yani M.Ö.1. binde ise buraya dilleri Hititçe ile benzerliği olan Lydialılar gelir. Bu çağlara ait şehir kalıntıları Sardes kazılarında bulunmuştur. Daha ziyade iptidai görünüm arz eden bu yapıların temelleri taştan duvarları ise kerpiçten yapılmışlardır. Bu evlerin çatıları ise sazlarla kaplı idi.
M.Ö.7. yüzyılda şehrin hâkimi olan Mermnadlar sülalesinin ilk kralı Gyges’tir. Bu kralın devrinde Lydia ve Sardes kuzeydoğudan, Kafkasya’dan gelen barbarların, Kimmerler’in saldırılarına uğramıştır. Gyges M.Ö.645 yılında Kimmerler ile yaptığı bir savaş sırasında ölünce yerine oğlu Ardys geçti. Ardys’in torunu Alyattes M.Ö. 600 yılında Paktolos Çayı’nın (Sart Çayı şehrin ortasından güney – kuzey yönünden geçerek) Gediz Nehri’ne karışır) Tmolos Dağın’dan(Bozdağ) getirdiği altınlar ile dünyada ilk parayı bastırır. Bu kralın zamanındaki ikinci önemli olay ise M.Ö. 585 yılında Medler ile yapılan savaştır.Bu tarihlerde doğuda İran’da hakimiyet sürdüren Medler batıya Kızılırmak yayına kadar gelmişlerdi.M.Ö. 28 Mayıs 585 yılında Kızılırmak kıyılarında yapılan savaş sırasında Miletoslu düşünür ve matematikçi Thales güneş tutulacağını hesap etmiş ve bu güneş tutulması tanrıların bir işareti kabul edilip savaşa son verilmiştir.
Bu sülale bir yüzyıl boyunca şehri refah içinde idare ederler. Sülalenin en ünlü ve sonuncu kralı Kroisos’dur (Krezüs)(M.Ö. 561-546).“Karun gibi zengin” lafı bu kralın adına istinaden çıkarılmıştır. Onun zamanında Lydia kuzeyde Edremit Körfezi’nden, güneyde Halikarnassos’a doğuda ise Anadolu’nun ortalarına kadar genişlemişti. Kroisos zamanında Sardes zenginliğin, kültürel gelişimin doruğunda bir şehirdi. bunun en büyük nedeni öncelikle Lydia’nın doğu ve batı kültürlerine yakın oluşunun getirdiği bir sentez ve ayrıca Sardes’in Ege’yi iç Anadolu, Mezopotamya ve Pers ülkesine bağlayan yolların üzerinde oluşudur. Antik çağlarda doğu ile batıyı birleştiren ve ticaretin ana damarı sayılan “Kral Yolu”nun Sardes’te başlayıp Susa’da bitmesi sonucu hem bölge ve Sardes zenginleşmiş hem de bölgede doğu ve batı kültürlerinin bir sentezi oluşmuştur. Ancak M.Ö. 6. yüzyıl ortalarında Anadolu’yu büyük bir tehlike bekliyordu; Persler.
M.Ö. 547 yılında Persler, kralları Kyros (Kurus/Cyros) idaresinde Anadolu’ya girip Sardes şehrini kuşattılar ve kısa bir süre içinde ele geçirip Kroisos’u esir aldılar ve hazineleri ile birlikte Persepolis’e götürdüler.
Bu tarihten sonra uzun yıllar Pers hâkimiyetinde kalır Sardes. Persepolisten İonia’ya uzanan meşhur Kral Yolu’nun sonunda yer almasından ötürü önemini hiç bir zaman yitirmeyen şehir M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’e teslim olmuş, böylece Pers hâkimiyeti sona ermiştir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra bölgeye hâkim olan Seleukidler zamanında şehir yunan kimliğini kazanmıştır. Batı Anadolu’nun en büyük mabetlerinden biri olan Artemis mabedi bu devirde yapılmıştır. İon tarzında pseudo dipteros (yalancı dipteros) olarak (mabedi çeviren sütunların iki sıra olması) yapılışı M.Ö. 3. yüzyıla rastlar.
Sardes M.Ö. 180 yılında Bergama krallığının hâkimiyetine girmiş ve diğer batı Anadolu şehirleri gibi M.Ö. 133 yılında Bergama kralı III. Attalos’un vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu’nun Asia eyaletinin bir parçası olur. Şehir M.S.17 meydana gelen depremde çok hasar gördü, ancak İmparator Tiberius’un yardımlarıyla onarıldı. Daha sonraki yıllarda Pax Romana (Roma Barışı) sayesinde özellikle M.S. II. yüzyılda Sardes ve Lydia da (diğer Anadolu şehirleri gibi)genişlemiş ve görkemli günler yaşamış ve refaha kavuşmuştur. Bu çağda şehirde pek çok yeni bina yapılmıştır(Gymnasion, Hamamlar, Stadion, Bazilika vs)
M.S. 4. yüzyılda şehir Paktolos vadisine doğru (Artemis mabedi yönü ve daha güneye) genişlemiş, ancak M.S. 5. Yüzyılda barbar kavimlerin Anadolu’ya saldırıları üzerine şehir surları ve akropol takviye edilmiştir.
Byzans çağında bir piskoposluk merkezi olan Sardes ilk yedi Hıristiyan kilisesinden birine de sahip oluşu nedeniyle Hıristiyan dünyasında ünlü idi ve bir piskoposluk merkezi olmuştu. Sardes 14. yüzyılda Türklerin eline geçmiş ise de 1402 yılındaki Timurlenk komutasındaki Moğolların istilasından bir müddet sonra terk edilmiştir.
Sardes’te ilk kazılar 1853 yılında Prusya Konsolosu Ludwig Spiegeltahl tarafından yapılmıştır. Bu kişi Alyattes’in tümülüsünü açmıştır. Daha sonraki araştırmalar Osman Hamdi Bey’in yardımcısı Mendel tarafından yapılmıştır. Artemis mabedinden çıkartılan bazı sütun başlıkları ve kaideleri İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınmıştır.
Sardes 1910-1914 yılları arasında ise Princeton Üniversitesi desteğinde Howard Crosby Buttler tarafından kazılmıştır. İlk kazılarda tamamen toprak altında olan Artemis mabedinde gerçekleştirilmiş ve Paktolos vadisinde binden fazla mezar açılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı nedeniyle sona erdirilen kazılara 1958 yılında Amerikan Schools of Oriental Research himayesinde Harward ve Cornel Üniversiteleri tarafından Prof. George Hanfmann yönetiminde yeniden başlanmıştır. Kazılar bugün Prof. Greenwalt yönetiminde halen devam etmektedir.
Sardes’te yapılan bu kazılar sonucunda pek çok antik yapı gün ışığına çıkarılmış ve bazıları da restore edilerek ayağa kaldırılmıştır. Bugün Sardes’i ziyaret edecek olursanız göreceğiniz pek çok şey var. Harabeler Salihliye gelemeden(10 km önce) İzmir-Ankara asfaltının hemen iki yanında yer almaktadır.
Şehrin akropolü güneyde, ovaya hâkim bir yerdedir. Arkaik devirlerden M.S. VII. yüzyıla kadar pek çok yapı kalıntısı görülmektedir.

Yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan ve şehrin en önemli yapılarından olan gymnasion hemen yolun kuzeyinde ve doğu-batı istikametinde yer alır. Gymnasionun görkemli cephesi ve giriş kapısı uzun yıllar süren restorasyon sonunda eski haliyle ayağa kaldırılmıştır. Bu yapı Anadolu’daki örneklerinin en büyüğüdür ve inşasına M.S. II. yüzyılda Severius Simplicinus tarafından başlatılmış ancak İmparator Geta ve Caracalla devirlerinde de devam ederek M.S. IV. yüzyıl ortalarında bitirilmiştir. Gymnasion üç ayrı bölümden oluşuyordu; Hamam, etrafı iki kat sütunlu portikolarla çevrili mermer avlu ve palaestra.
Gymnasionun hemen doğusunda antik çağın Anadolu’daki en büyük sinagogu yer alır. Mermer ve mozayik döşeli zemine sahip olan sinagog M.S. 17 yılındaki depremde yıkılan gymnasionun bir bölümü üzerine M.S. III. yüzyılda yapılmıştır. Burada bulunan bir yazıt yapının imparator Licinius Valerianus zamanında yapıldığını gösteriyor.
Sinagogun doğusunda ise bazı Roma ve Byzans yapıları ve hamamlar görülmektedir. Gymnasionun hemen karşısında ve yolun karşı tarafında “Bronzlu Ev” olarak nitelendirilen Roma çağına ait bir yapı vardır. Bu binanda çok miktarda bronzdan yapılmış dinsel içerikli obje bulunmuştur. M.S. 550 yıllarına tarihlenen bu ev muhtemelen yüksek rütbeli bir rahibe aitti.
Karayolunun güneyinde doğuya doğru ve akropolün eteklerinde iki yapının kalıntıları yer alı. Bunlar Stadion (Hippodrom) ve tiyatrodur. Stadionun doğu ucu tiyatroya kadar uzanır. Tiyatro M.Ö. III. yüzyılda yapılmıştır ancak Roma çağında tamirat görmüştür ve 20.000 kişiliktir.
Tiyatronun batısında Sart köyünün güneyinde şehrin en önemli yapısı yer alır: Artemis Mabedi. Paktolos (Sart) çayının yanından güneye giden yolu takip ederseniz köyü geçtikten sonra yol ile çay arasında bazı Byzans çağı kalıntılar görürsünüz. Biraz ilerleyince biraz ilerde günümüze sadece temelleri kalmış olan Piramit mezara gelirsiniz. Yapı tarzından Pers istilası sırasında yapıldığı anlaşılır. Kemerli mezar odasının duvarları tavus kuşu ve diğer kuşların resimleriyle süslüdür. Tekrar Artemis mabedinin yoluna dönerseniz ilerledikçe sağ tarafınızda şehrin nekropolünü göreceksiniz. Yolun sonunda ise Artemis mabedine ulaşırsınız. İlk rastlayacağınız mabedin atlarıdır(sunak).Bu atlar mabetten daha eskidir. Xenophon’un Anabasis adlı eserinde anlattığına göre (Anabasis,1,VI,7)Kyros kendisiyle savaşan yakını Orontas’ı bu sunak önünde affeder, Orontas da ondan özür diler ve bu sunak önünde bağlılık yemini eder.
Mabet yapı olarak üç evrelidir: Birinci evre Büyük İskender’in kenti almasından sonra yani M.Ö. 300 yıllarında yapılmıştır. Ancak tamamlanamayan bu mabet M.Ö. 175-150 yılları arasında ikinci kez inşa edilmiştir. Bu mabet Artemis ve Zeus’a adanmıştı. M.S. 17 yılındaki depremde hayli zarar gören mabet M.S. 150 yıllarında Roma İmparatoru Antoninus Pius tarafından yeniden yaptırılmış. Mabet bir duvarla ortadan ikiye bölünerek doğu yönünde Antoninus Pius’a batı yönünde ise karısı I. Faustina’ya tapınılmıştır. Kazılarda bu duvarın doğu ve batısında birer heykel kaidesi bulunmuştur. Faustina’nın heykelinin başı bugün Londra’da British Museum’dadır.
Mabet M.S. Büyük Costantinus’un hıritiyanlığı kabulüne kadar önemini korumuştur. Hatta İmparator Julianus tarafından yenilenmiş ancak İmparator II. Thedosius’un anti pagan kanunları ile tamamen terk edilmiş ve sonraları taşları başka yapılarda kullanılmak üzerek sökülmüştür.
M.S. V. Yüzyılda mabedin güney-batı köşesine küçük bir Byzans kilisesi yapılmıştır.Yarım yuvarlak apsisli ve tek nefli olan yapı geç devirlerde (M.S.V. ve VI. Yüzyıllarda) bazı ilaveler görmüştür.Bu yapı ile mabet arasında hiçbir bağlantı yoktur(bazı diğer Anadolu kentlerinde olduğu gibi) ancak M.S. VII. Yüzyıldaki deprem sonucu her iki yapı da yıkılmıştır.Mabet 1910 yılında başlayan kazılar sonucu tamamen ortaya çıkartılmıştır.1961 yılında ise kilise onarılmıştır.
Salihli yolunun kuzuy tarafında bir kilise kalıntısı vardır. Bu kilise Byzans İmparatoru Justinianus (527-565) tarafından yaptırılmıştır. Günümüze bu kiliseden pek az şey kalmıştır. Ayrıca yol boyunca iki kilise daha vardır. Bunlar da M.S. IV yüzyıla tarihlenir. Sardes şehri Hıristiyanlık için Anadolu’da kutsal şehirlerden biridir. Zira biliyoruz ki, ilk yedi kiliseden biri Sardes’te yapılmıştır(diğerleriEphesos, Smyrna, Pergamon,Philedelphia,Laodikeia,Thateira)Büyük kilisenin yakınında bir yapı vardır ve Mahkeme Binası olarak isimlendirilmiştir.
Sardes şehrinin yaklaşık 10 km kuzeybatısında Marmara Gölü(Gygaia Gölü) yakınlarında sayıları doksana ulaşan Tümülüs yer alır.Buraya “Bin Tepeler” adı verilmiştir.Burası Lydia’nın en büyük ve en önemli nekropolüdür.Üç tanesi diğerlerinde çok büyüktür.Tarihçi Herodotos bu mezarların en büyüğünün kral Alyattes’e ait olduğunu yazmaktadır.Bu Tümülüs 1853 yılında kazılmış ancak mezarın antik çağlarda soyulduğu tespit edilmiştir.Bu mezar Sardesli tüccarlar,zanaatçılar ve fahişeler tarafından yaptırılmıştır ve tümülüs’ün tepesine beş tane paye dikilmiştir.Bu payelerde her sınıfın inşaattaki payını belgeleyen yazı kazınmıştır.Herodotos en büyük payın fahişelere ait olduğunu yazar. Gyges’e ait olduğu söylenen diğer büyük mezar ise 1964 yılında Amerikalı arkeologlar tarafından kazılmıştır.
Sardes bulunmuş pek çok eser bugün New York Metropolitan müzesi salonlarında sergilenmektedir.Özellikle Artemis mabedine ait sütun başlığı işçiliği açısında dikkat çekicidir.Bu arada sevindirici bir haber ise 20 yüzyıl başlarında Amerikalıların yaptıkları kazılarda (1911 yılında) Harward Üniversitesi’nde okuyan bir arkeoloji öğrencisi tarafından Amerika’ya kaçırılan Roma çağından kalma 13 parça bronz tıp aleti, eserleri satın alan ve kolleksiyoner olan cerrah Robert Stephens tarafından geçtiğimiz yaz aylarında Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine teslim edilmiş olmasıdır.Darısı diğer kaçırılan ve çalınan eserlerin başına…
Bu yazı toplam 249 defa okunmuştur.